Posts Tagged ‘dini radyo’

Honore de Balzac Sözleri

Honore de Balzac SözleRi

 

Yeni bir aşk, yeni bir dert demektir.

İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur.

Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir.

Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.

Dünya zevkleri acıdan başka bir şey doğurmaz.

Bütün mutsuzluklar kardeştir, aynı dili konuşurlar.

İnsan ne kadar çok hüküm verirse, o kadar az sever.

Her başarı, sabır ile zamanı birleştirerek sağlanır.

Zeka dünyayı yerinden oynatmaya yarayan maniveladır. Read more »

Kutubi Sitte Hususi Salavatların Faziletleri Hakkında HadisLer

HUSUSİ SALAVATLARIN FAZİLETİ

 

4603 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.”

Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214).

4604 – Yine Ebu Hureyre anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Sabah namazını (cemaatle) kılan, Allah’ın garantisi altındadır. Sakın Allah, (ona verdiği garantisi sebebiyle) size bir ceza vermesin!”

Rezin şunu ilave etti: “Kim bu garantiyi talep ederse onu elde eder ve bir daha da kaçırmaz.”

Tirmizi, Fiten 6, (2165).

4605 – Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Gece ve gündüzde birkısım melekler nöbetleşe aranızda bulunurlar. Bunlar sabah namazı ile ikindi namazında toplanırlar. Read more »

Kutubi Sitte Av Hayvanları ve Avcılık Hakkında HadisLer

Av AvcıLık

MECUSİNİN KÖPEĞİ

6905 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Biz onların, yani mecusilerin köpek ve kuşlarının avladıklarını yemekten nehyolunduk.

OK-YAYLA AVLANAN HAYVANIN HÜKMÜ

6906 – Adiyy İbnu Hâtim radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resülü dedim, biz ok atan bir kavimiz; (bize ne tavsiye buyurursunuz?)” Şu cevabı verdi: “(Ava) ok atıp (onu) deldiğin zaman deldiğin (av)ı ye.”

6907 – Temîmu’d-Dârî radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ahir zamanda develerin hörgüçlerini, koyunların kuyruklarını (hayvan canlı iken) kesen bir kavim olacak. Bilesiniz! Canlıdan her ne kesilirse, o (meyte hükmündedir) murdardır (haramdır).”

BALIK VE ÇEKİRGE AVI

6908 – Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bize iki hayvanın ölüsünün yenmesi helâl kılındı: “Balık ve çekirge.”

6909 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm’ın zevceleri, çekirgeleri tabaklar üstünde birbirlerine hediye ederlerdi.”

ÖLDÜRÜLMESİ YASAK HAYVANLAR

6910 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselam göçeğen kuşu (surad), kurbağa, karınca ve hüdhüd kuşunu öldürmeyi yasakladı.”

KELERİ ÖLDÜRMENİN HÜKMÜ

6911 – Fâkih İbnu’l Muğîre’nin azadlı cariyesi Saibe radıyallahu anha anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın yanına girmiştim. Odasında, yere konulmuş bir mızrak gördüm. “Ey mü’minlerin annesi! Bununla ne yapıyorsun?” diye sordum. Şu cevabı verdi:

“Biz bununla, su kelerleri öldürüyoruz. Çünkü Resulullah aleyhissalâtu vesselâm bize bildirdi ki, Hz. İbrahim aleyhisselâm ateşe atıldığı zaman yerdeki bütün hayvanlar ateşin sönmesine katıldı, sadece keler katılmadı. Dahası o, ateşi (yanması için) üflüyordu. Bu sebeple Aleyhissalatu vesselâm bunun öldürülmesini emir buyurdu.”

KURT VE TİLKİ

6912 – Huzeyme İbnu Cez’ radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulu dedim, ben, kara hayvanlarının hükmünü sormak üzere size geldim. Tilki hakkında ne buyurursunuz?” Aleyhissalâtu vesselâm: “Tilkiyi kim yiyor?” buyurdu. Ben bu sefer: “Kurt hakkında ne buyurursunuz?” dedim. “Kendisinde hayır bulunan bir kimse kurdu yer mi?” buyurdular.”

KERTENKELE

6913 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm kertenkeleyi haram kılmadı. Lakin ondan tiksindi. O, bütün çobanların yiyeceğidir. Allah Teâla hazretleri ondan birçok kimseleri faydalandırır, yanımda olsaydı ben de yerdim.”

SU YÜZÜNDE DURAN ÖLÜ BALIĞIN HÜKMÜ

6914 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Denizin sahile attığı ve geri çekilmekle sahilde bıraktığı avı yiyiniz. Denizde ölüp de su yüzüne çıkan avı yemeyiniz.”

KARGANIN HÜKMÜ

6915 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma der ki: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın “fâsık” dediği kargayı kim yer? Vallahi o temiz hayvanlardan değildir.”

6916 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Yılan fasıktır, akreb fasıktır, fare fasıktır, karga fasıktır.”

Kâsım İbnu Muhammed İbni Ebi Bekr radıyallahu anh’a: “Karga yenilir mi ?” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ona “fasık” demesinden sonra onu kim yer?”

Kutubi Sitte Kölelere Muamele Hakkında HadisLer

KöLeLer ve KöLeLik

KÖLE AZAD ETMENİN FAZİLETİ

4119 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim bir müslüman erkeği azad ederse, onun her bir uzvuna mukabil, bunun bir uzvunu Allah ateşten azad eder.”

Bir diğer rivayette şu ziyade var: “…hatta fercine mukabil fercini..”

Buhari, Itk 1; Müslim, Itk 24, (1509); Tirmizi, Nüzûr 19, (1547).

4120 – Vaile İbnu’l-Eska’ radıyallahu anh anlatıyor: “kendisine -katl sebebiyle ateş- vacib olan bir arkadaşımızla Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelmiştik.

“Ona bedel bir köle azad edin, Allah da onun her bir uzvuna bedel sizden bir uzvu ateşten azad etsin!” buyurdu.”

Ebu Davud, Itk 13, (3964).

İYİ MUAMELE

4121 – Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kötü muamele sahibi cennete giremez.”

Tirmizi, Birr 29, (1947).

4122 – Râfi’ İbnu Mekis radıyallahu anh -ki Cüheynelidir, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte Hudeybiye seferine katılmıştır- anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“İyi muamele artmadır -veya uğurdur dedi- kötü huy da uğursuzluktur.”

Ebu Davud, Edeb, 133, (5162, 5163).

KÖLEYİ AFFETMEK

4123 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek: “Hizmetciyi ne kadar affedeyim?” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam susup cevap vermedi. Adam tekrar:

“Ey Allah’ın Resûlü! Hizmetcimi ne kadar affedeyim?” diye sordu. bu sefer: “Her gün yetmiş kere affet!” cevabını verdi.”

Ebu Davud, Edeb 133, (5164); Tirmizi, Birr 31, (1950).

4124 – Ma’rûr İbnu Süveyd rahimehullah anlatıyor: “Ebu Zerr’i gördüm, üzerinde bir takım (hulle) vardı, kölesi de aynı şekilde bir takım giyiyordu. Bunun sebebini sordum. Bana şu cevabı verdi: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan şöyle söylediğini işitmiştim:

“Onlar sizin kardeşleriniz ve yakın adamlarınızdır. Allah Teâla Hazretleri onları ellerinizin altına (emaneten) koymuştur. Kimin kardeşi eli altında ise, yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin, yapamayacağı iş buyurmayınız, eğer buyurursanız onlara yardım edin.”

Buhari, İman 22, Itk 15, Edeb 44; Müslim, Eyman 40 (1661); Ebu Davud, Edeb 133, (5157, 5158, 5161); Tirmizi, Birr 29, (1946).

4125 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Birinize hizmetcisi yemeğini getirince, onu beraber yemek üzere oturtmayacaksa, hiç olsun bir iki lokma veya bir iki yiyecek versin. Zira yemeğin hararet (pişirme) ve muamele (zahmeti)ni o çekmiştir.”

Buhari, Et’ime 55, Itk 18; Tirmizi, Et’ime 44, (1854); Ebu Davud, Et’ime 51, (3846); Müslim, Eyman 42, (1663).

HİZMETÇİNİN DÖVÜLMESİ VE KAZFI

4126 – Ebu Sa’idi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Biriniz hizmetçisini dövünce, hizmetçi Allah’ın ismini zikrede(rek Allah aşkına vurma diye)cek olursa derhal elinizi kaldırın.”

Tirmizi, Birr 32, (1951).

4127 – Muaviye İbnu Süveyd İbni Mukarrin anlatıyor: “Bizim bir azadlımıza bir tokat attım ve kaçtım. Sonra öğleden az önce döndüm, babamın arkasında namaz kıldım. Babam azadlıyı da beni de çağırdı. Sonra hizmetçiye: “Misilleme (onun yaptığınının mislini) yap!” dedi. Hizmetçi affetti. Bunun üzerine babam anlattı: “Biz Beni Mukarrin, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında tek bir hizmetciye sahiptik. Ona birimiz bir tokat vurdu. Bu hadise Aleyhissalatu vesselam’ın kulağına ulaşmıştı: “Onu azad edeceksiniz!” emir buyurdular. Kendisine: “Ondan başka hizmetçileri yok!” dendi. Bunun üzerine: “Öyleyse onu hizmetlensinler. Ancak ne zaman ondan müstağni olurlarsa, derhal yol versinler!” buyurdular.”

Müslim, Eyman 31, (1658); Tirmizi, Nüzur 14, (1542); Ebu Davud, Edeb 133, (5166, 5167).

4128 – Ebu Mes’ud el-Bedri radıyallahu anh anlatıyor: “Ben köleme kamçıyla vuruyordum. Arkamdan bir ses işittim. “Ebu Mes’ud, bil!” diyordu. Öfkeden sesi tanıyamadım. Bana yaklaşınca onun Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm olduğunu gördüm.

“Ebu Mes’ud bil! Ebu Mes’ud bil!” diyordu. Kamçıyı elimden attım.

“Ebu Mes’ud bil! Allah senin üzerinde senin bunun üzerindekinden daha fazla muktedir” dedi. Ben: “Bundan sonra ebediyen köle dövmeyeceğim” dedim.”

Müslim, Eyman 34, (1659); Ebu Davud, Edeb 133, (5159, 5160); Tirmizi, Birr 30, (1949).

4129 – Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim kölesine kazıf’ta bulunursa (zina isnadı yaparsa), kölesi bu iftiradan beri ise, Kıyamet günü celde uygulanır. Dediği doğru ise o başka.”

Buhari, Hudud 45; Müslim, Eyman 77, (1660); Ebu Davud, Edeb 133, (5165); Tirmizi, Birr 30, (1948).

KÖLENİN TESMİYESİ

4130 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizden kimse “kölem”, “cariyem” demesin. Köle de Rabbi (sahibim), rabbeti (sahibem) demesin. Malik (efendi) “Oğlum” “kızım” desin. Memluk (köle) de Seyyidi (efendim), seyyideti desin. Zira hepiniz memluklersiniz. Rabb de aziz ve celil olan Allah’tır.”

Buhari, Itk 17; Müslim, Elfaz 14, (2249); Ebu Davud, Edeb 83, (4975, 4976).

4131 – Bir rivayette şöyle gelmiştir: “Hiç kimse “Rabbini (efendini) doyur”; “Rabbine abdest suyu dök”; “Rabbine su ver” demesin. Bilakis “Seyyidim”, “efendim” desin.

Sizden kimse abdî (kulum), emetî (cariyem) de demesin. Bilakis “oğlum”, “kızım, yavrum” desin.”

Müslim. Elfaz 15, (2249).

4132 – Müslim’in bir diğer rivayetinde: “Sizden kimse “kölem!” “cariyem!” diye söylemesin. Hepiniz Allah’ın kölelerisiniz, bütün kadınlarınız da Allah’ın kullarıdır.”

Müslim, Elfaz 13, (2249).

4133 – Hz. Cerir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Hangi köle kaçarsa, bilsin ki ondan zimmet (garanti) kalkmıştır, dönünceye kadar namazı kabul edilmez.”

Müslim, İman 122-124, (68, 69, 70); Ebu Davud, Hudud 1, (4360); Nesai, Tahrimu’d-Dem 12, (7, 102).

ÂZAD ETME

4134 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim, kendisi ile bir başkası arasında (ortak) olan bir köle(deki kendine mahsus hisse)yi azad ederse, köleye onun malından adilane bir kıymet biçilir, ne eksik ne de fazla. Sonra, eğer zenginse, onun malından (ortaklara hisseleri verilerek) köle azad edilir. Değilse köleden azad ettiği kısım azad olmuştur.”

Buhari, Şirket 5, 14. Itk 4, 17; Müslim, Itk 1, (1501); Muvatta, Itk 1, (2, 772); Ebu Davud, Itk 6, (3940 – 3947); Tirmizi, Ahkam 14, (1346, 1347); Nesai, Büyü 106, (7, 319).

4135 – Ebu’d-Derda radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Köleyi ölme anında azad edenin misali, doyduğu zaman hediyede bulunan adam gibidir.”

Ebu Davud, Itk 15, (3968); Tirmizi, Vesaya 7, (2124).

4136 – İmran İbnu Husayn radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bir adam, öleceği sıra, kendine ait altı köleyi azad etti. Onlardan başka malı da yoktu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onları çağırdı. Onları üç gruba ayırdı, sonra aralarında kur’a çekti. İkisini azad etti. dördünü köle olarak bıraktı. Adamı da şiddetle azarladı.”

Müslim, Eyman 56, (1668); Muvatta, Itk 3, (2, 774); Tirmizi, Ahkam 27, (1364); Ebu Davud, Itk 10, (3958- 3961); Nesai, Cenaiz 65, (4, 64).

4137 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma diyor ki: “Hangi cariye, efendisinden bir çocuk dünyaya getirirse, artık efendi bu cariyeyi satamaz, hibe edemez, miras da kılamaz. Hayatta oldukça ondan istifade eder, öldü mü artık cariye hür olur.”

Muvatta, Itk 6, (2, 776).

4138 – Semüre İbnu Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim zû-rahm muhrem birisine malik olursa o hürdür.”

Ebu Davud, Itk 7, (3949); Tirmizi, Ahkam 28, (1365); İbnu Mace, Itk 5, (2524).

4139 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ‘a yardım talep etmek üzere bir adam gelip: “Ey Allah’ın Resulü! (Efendim) falana ait şu cariye var ya (onun yüzünden efendim bana sıkıntı veriyor)” dedi. Aleyhissalatu vesselam “Vah! Neyin var?” deyince adam: “Bela hasıl oldu. Köle (ben demek istiyor) efendinin cariyesine bakmıştı, efendi kıskançlıkla erkeklik uzvunu burdu (hadım etti)” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Adamı bana getir!” emretti. Efendi çağırıldı ama getirilemedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: “Öyleyse git, sen hürsün!” ferman buyurdu. Adam: “Ey Allah’ın Resûlü! (Efendimin kölesi olmamda direnmesi halinde) kim bana yardımcı olacak?” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Sana yardımcı olmak bütün müslümanlara terettüp eder” cevabını verdi.”

Ebu Davud, Diyat 7, (4519); İbnu Mace, Diyat 29, (2680).

4140 – Sefine radıyallahu anh anlatıyor: “Ben Ümmü Seleme radıyallahu anha’nın kölesi idim. Bir gün bana: “Seni azad ediyorum, ancak yaşadığın müddetçe Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ‘a hizmet etmeni şart koşuyorum” dedi. “Sen bu şartı koşmasan da başka bir şey yapacak değilim!” dedim. Beni azad etti ve bana bu şartı koştu.”

Ebu Davud, Itk 3, (3932); İbnu Mace, Itk 6, (2526).

4141 – İmam Malik’e ulaştığına göre, İbnu Ömer radıyallahu anhüma’ya azad etme şartıyla satın alınan rakabe-i vacibe’den sorulmuştu. “Hayır, olmaz” cevabını verdi.”

Muvatta, Itk 12, (2, 778).

4142 – Fudale İbnu Ubeyd el-Ensari radıyallahu anh’tan anlatıldığına göre Fudale’ye, “üzerinde bir köle azad etme borcu bulunan kimsenin veled-i zira’yı azad etmesi caiz olur mu?” diye sorulmuş, o da: “Evet” demiştir.”

Muvatta, Itk 11, (2, 777).

4143 – Abdurrahman İbnu Ebi Amra el-Ensari rahimehullah’ın anlattığına göre “annesi, bir köle azad etmek istemiş ve bunu sabaha tehir etmiş, köle de bu sırada ölmüştür. Abdurrahman Kasım İbnu Muhammed’e: “Ben anneme bedel bir köle azad etsem, anneme faydası olur mu (sevabı ulaşır mı)? diye sorar. Kasım: “Sa’d İbnu Ubade radıyallahu anh Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ‘a gelip: “Annem vefat etti, ben onun adına bir köle azad etsem ona faydası olur mu?” diye sormuştu, “Evet!” cevabını aldı” dedi.”

Muvatta, Itk 13, (2, 779).

4144 – Yahya İbnu Sa’id rahimehullah anlatıyor: “Abdurrahman İbnu Ebi Bekr radıyallahu anhüma, uyuduğu bir uykuda vefat etti. Kız kardeşi Hz. Aişe radıyallahu anha onun adına birçok köle azad etti.”

Muvatta, Itk 14, (2, 779).

4145 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim malı olan bir köle azad ederse, kölenin malı kendisinin olur, yeter ki efendisi bu hususta bir şart koşmamış olsun.”

Ebu Davud, Itk 11, (3962); İbnu Mace, Itk 8, (2529).

4146 – Rebi’a İbnu Ebi Abdirrahman anlatıyor: “Zübeyr İbnu’l-Avvam radıyallahu anh bir köle satın aldı ve onu azad etti. Bu kölenin, hür bir kadından oğulları vardı. Hz. Zübeyr: “Oğulları benim mevalimdir” dedi. Annesinin efendileri: “Hayır, onlar bizim mevalimizdir” dediler. Bunun üzerine davaları Hz. Osman radıyallahu anh’a intikal etti. O, velâ’nın Hz. Zübeyr’e ait olduğuna hükmetti.”

Muvatta, Itk 21, (2, 782).

4147 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ‘a “Hangi köleyi azad etmek efdaldir?” diye sorulmuştu.

“Fiyatça yüksek olanı ve efendisinin nazarında en nefis olanıdır!” cevabını verdi.”

Muvatta, Itk 15, (2, 779); Buhari, Itk 2; Müslim, İman 136, (84).

MÜDEBBER KILMA, MÜKÂTEBE YAPMA

4148 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam, kölesini ” benden sonra hür olsun” diye azad etmişti. Sonradan ona ihtiyacı doğdu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm köleyi alarak: “Bunu benden kim satın alacak?” dedi. Nuaym İbnu Abdillah İBni’n-Nehham radıyallahu anh şu şu miktar fiyata satın aldı. Resulullah o parayı (köle sahibine) verdi.”

Buhari, Büyü 59, 110, İstikraz 16, Husumat 2, Itk 9, Kefaretu’l-Eyman 7, İkrah 4, Ahkam 32; Müslim, Eyman 41, (997); Ebu Davud, Itk 9, (3955, 3956, 3957); Tirmizi, Büyü 11, (1219); Nesai, Büyü 94, (7, 304).

4149 – Nafi’ anlatıyor: “İbnu Ömer radıyallahu anhüma, kendine ait iki cariyeyi müdebber kıldı. Onlar müdebber oldukları halde İbnu Ömer onlara temasta bulunuyordu.”

Muvatta, Müdebber 4, (2, 814).

4150 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim kölesi ile yüz okiyye üzerinden mükâtebe yapsa da, kölesi, bunun on okiyyesi hariç hepsini ödese, yine de köledir.”

Ebu Davud, Itk 1, (3927); Tirmizi, Büyü’ 35, (1260); İbnu Mace, Itk 3, (2519).

4151 – Ebu Davud’un bir rivayetinde şöyle buyurulur: “Mükateb, üzerinde bir dirhemlik borç kaldığı müddetçe köledir.”

Ebu Davud, Itk 1, (3926).

4152 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mükatebe karşı bir hadd işlenir, (diyet almaya hak kazanırsa) veya mirasa mazhar olursa, (borcunu ödeyerek) hürriyetinden kazandığı miktarca onlara varis olur.” “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: “Mükateb, ödediği hisse nisbetinde hür diyeti öder, geri kalana köle diyetinden öder.”

Tirmizi, Büyü’ 35, (1259); Ebu Davud, Diyat 22, (4582); Nesai, Kasame 36, (8, 45, 46).

4153 – Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize buyurdular ki: “Sizden birinin mükatebinin sizçe hâla ödeyeceği borcu varsa da, ona karşı örtünsün.”

Ebu Davud, Itk 1, (3928); Tirmizi, Büyü’ 35, (1261); İbnu Mace, Itk 3, (2520).

4154 – Musa İbnu Enes İbn-i Malik radıyallahu anh anlatıyor: “Sirin, Hz. Enes’e mükatebe yapma talebinde bulundu. Hz. Enes çok zengindi, mükatebe yapmayı reddetti. Sirin Hz. Ömer radıyallahu anh’a başvurdu. Hz. Ömer, Enes radıyallahu anhüma’yı çağırarak: “Sîrîn’le mükatebe yap!” emretti. Enes radıyallahu anh yine kabul etmedi. Hz. Ömer, çubuğuyla Enes’e vurdu. Ve şu ayeti okudu: “Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek (mükatebe yapmak) isteyenlerin, -onlarda bir iyilik görürseniz- bedel vermesini kabul edin” (Nur 33). Bunun üzerine Hz. Enes mükatebe yaptı.”

Buhari, Mükateb 1.

4155 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Berrire mükatebe bedelini ödemede yardım istemeye geldi…”

4156 – Nesa’i’nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: “Berire radıyallahu anha kendi nefsinin hürriyete kavuşması için dokuz okiyye üzerine mükatebe yaptı. Her sene bir okiyye ödeyecekti. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onu, (hürriyetine kavuştuğu zaman) kocası ile beraberliğe devam etme veya boşanma hususunda muhayyer bıraktı. Kocası köle idi. Berire kendini (kocadan ayrılmayı) tercih etti. Urve der ki: “Kocası hür olsaydı, Aleyhissalatu vesselam Berire’yi muhayyer bırakmazdı.”

Kutubi Sitte Ashab Hakkında HadisLer

hadisler kutubi sitte ashab akkında

ASHABIN FAZİLETLERİNİN MÜCMEL ZİKRİ

4332 – İmran İbnu Huseyn radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenlerdir, sonra da bunları takip edenlerdir. İmran radıyallahu anh der ki: “Kendi asrını zikrettikten sonra iki asır mı, üç asır mı zikretti bilemiyorum.” bu sonuncuları takiben öyle insanlar gelir ki kendilerinden şahidlik istenmediği halde şahidlikte bulunurlar, onlar ihanet içindedirler, itimad olunmazlar. Nezirlerde (adak) bulunurlar, yerine getirmezler. Aralarında şişmanlık zuhûr eder.” Bir rivayette şu ziyade var: “Yemin taleb edilmeden yemin ederler.”

Buhari, Şehadat 9, Fezailu’l-Ashab 1, Rikak 7, Eyman 27; Müslim, Fezailu’s-Sahabe, 214, (2535); Tirmizi, Fiten 45, (2222), Şehadat 4, (2303); Ebu Davud, Sünnet 10, (4657); Nesai, Eyman 29, (7, 17, 18). Read more »

Kuttubi Sitte Arkadas Hakkinda HadisLer

ARKADAŞ

2157 – İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “İnsanlar yalnızlıktaki (mahzuru) benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yol yapmazdı.”

Buhârî, Cihâd 135; Tirmizî, Cihâd 4, (1673).

2158 – Said İbnu’l- Müseyyeb (rahimehullah) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şeytan tek başına olanla, iki kişi beraber olana sıkıntı verir. Eğer üç kişi olurlarsa onlara sıkıntı veremez.”

Muvatta, İsti’zân 36, (2, 978).

2159 – Amr İbnu Şuayb an ebîhî an ceddihi (radıyallâhu anh) tarikinden naklediyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir atlı bir şeytandır, iki atlı iki şeytandır, üç atlı bir gruptur.”

Muvatta, İsti’zân 25, (2, 978); Ebü Dâvud, Cihad 86, (2607); Tirmizî, Cihâd 4, (1674).

2160 – Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir sefere üç kişi beraber çıkınca birini emîr (başkan) yapsınlar.”

Ebü Dâvud, Cihâd 87, (2609).

ARKADAŞA YARDIM

2166 – Ebü Saîd (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kimin yanında fazla hayvan varsa, onu hayvanı olmayana versin. Kimin de fazla azığı varsa onu azığı olmayana versin.”

Resülullah, bazı mal çeşitlerini bu suretle saymaya devam etti. Öyle ki, bizden hiç kimsenin (yol sırasında) herhangi bir fazlalıkta hakkı olmadığı düşünvesine vardık.”

Müslim, Lukata 18, (1728); Ebü Dâvud, Zekât 32, (1663).

2167 – Hz.Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) gazveye çıkmak arzu etti ve: “Ey Muhâcir ve Ensâr topIuluğu! Kardeşlerinizden öyleleri var ki ne malları var ne de aşîretleri. Herbiriniz, iki veya üç kişiyi yanına alsın” dedi.”

(Hz. Câbir devamla der ki): “Bu tamim üzerine ben iki veya üç kişiyi yanıma aldım. (Yol boyu) devemde, diğerlerinin sırası gibi benim de bir (binme) sıram vardı.”

2168 – Yine Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) yürüme sırasında geride kalır, (kafileye kavuşturmak için) zayıf hayvanı sürer, üzerindekini terkisine alır ve onlara dua ederdi.”

Ebü Dâvud, Cihâd 103, (2639).

Kabir Arkadaşlığı Hakkında KıssaLar

* KABİR ARKADAŞLIĞI*

Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vessellem)buyurdular ki; bir kimse vefat ettiğinde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken, son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının hizasında durur.
Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer. Definden sonra herkes evine döner.
Münker ve Nekir adlı iki özel melek gelir, merhumu
kişisel mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulamak
üzere , göğsünde duran güzel kişiyi merhumdan ayırmaya çalışır.
O Güzel kişi der ki “O benim refakatimdedir. O benim
dostumdur, hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam.
– Eğer siz sorgulama için görevlendirildiyseniz, görevinizi yapınız. Onun cennete girmesini kabul
ettirinceye kadar onu terk edemem.
-Sonra merhum arkadaşına döner der ki, “Ben, senin bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur’anım. *Endişe etme, Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın.
*Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Mele i- áládan
(semadaki meleklerden) misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar.
ALLAH’ın Resulu (SAV) Buyuruyor:
*Hesap gününde ne bir Peygamber, ne de bir melek, ALLAH indinde Kur’an dan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır.
*Lütfen bu hadisi Herkese Gönderiniz, Çünkü
Resululah (SAV) Efendimiz Buyuruyorlar ki “Bir Beyit Dahi Olsa Benden olan Bir Bilgiyi İletiniz.”

(Tirmizi İlim, 5; İbn Mâce)

Eşşeklerin Geç Farkettiği Konu Öyküsü

Eşşeklerin Geç Farkettiği Konu

Eşekler, köydeki semerciden çok şikayayetçilerdi.
Semerci hiç iyi semer yapmıyordu.
Eşeklerin sırtları kanlı yaralarla doluydu.
Eşekler toplanıp yeni bir semercinin gelmesi için dua ettiler.
Masal buya duaları kabul oldu ve gerçekten köye yeni bir semerci geldi.
Ne var ki bu semerci de eşekleri rahatlatacak semerler yapmıyordu,
yaralar azalacakken artmaya başladı.
Eşekler gene toplanıp köye yeni bir semerci gelmesi için dua ettiler.
Ve gerçekten semerci köyden ayrıldı, yerine başka bir semerci geldi.
Eşekler her semerci değişikliğinde olduğu gibi yine çok sevindiler.
Ama çok zaman geçmeden yeni semercinin de çok farklı olmadığını,
semerlerin gittikçe daha kalitesizleştiğini, yaralarınınsa kötüleştiğini gördüler.
Semerci gitti, semerci geldi.
Her seferinde eşekler yeni semerci gelmesi için dua ettiler.
Sonunda bir gün eşekler toplanıp,
eski semerciden kurtulmak için değil de eşeklikten kurtulmak için dua ettiler.

Dine Hizmet Edeyim Derken Şeytana Hizmet Etmek

Dine Hizmet Edeyim Derken Şeytana Hizmet Etmek

 

Mısırlı âlim [Muhammed Şa’ravi] Yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor; Ben SanFrancisco’da iken bir müşterik şahıs bana sordu: Sizin Kuran’ınızda bulunan şeylerin tamamı doğru mu?

– Cevap verdim: Kesinlikle evet.

Tekrar sordu: O halde Allah niçin kâfirlerin müminlere galip gelmesine imkân veriyor? (Hâlbuki Kuran diyor ki: “Allah kâfirlerin müminlere galip gelmesine asla imkân vermez.” Nisa: 141)

Dedim ki:
– Çünkü bizler müslümanız, mümin değiliz de ondan.

– Müminlerle Müslümanlar arasındaki fark nedir?

Şeyh Şa’rafi şöyle cevap verdi:

– Günümüzde Müslümanlar namaz, zekât, hac ve Ramazan orucu gibi İslam’ın ibadet cinsinden bütün sembollerini yerine getiriyorlar fakat onlar tam bir sıkıntı ve yokluk içindedirler!!
İlmi, iktisadi, sosyal ve askeri sıkıntılar… vs.
Bu yokluk ve sıkıntıların sebebi nedir?

● Kuran’da geçen bir ayette şöyle denilir:
“Göçebe Araplar biz iman ettik, diyorlar. Onlara de ki: Siz iman etmediniz. Fakat Müslüman olduk, deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi.” (Hucurat: 14).

Bana sordu: O halde onlar niçin sıkıntı ve yokluk içindedirler?

– Bunu Kur’an-ı Kerim açıklıyor. Çünkü Müslümanlar müminler merhalesine yükselemediler. Şunları iyi düşün:
● Onlar gerçek mümin olsalardı Allah onlara mutlaka yardım ederdi.
Bunun delili Allah’ın şu ayetidir:
“Biz müminler yardım etmeyi üzerimize borç kıldık” (Rum 47).
● Eğer mümin olsalardı diğer ümmetler ve halklar arasında daha önemli ve saygın bir konumda olurlardı.
Bunun delili Allah Teala’nın şu ayetidir:
“Gevşemeyin / yılgınlık göstermeyi ve üzüntüye kapılmayın. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız üstün gelecek olan sizsiniz.”
● Eğer mümin olsalardı Allah Teâlâ diğer milletlerin onların üzerinde herhangi bir hakimiyet kurmalarına izin vermezdi.
Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu ayetidir:
“Allah kâfirlerin müminlere galip gelmesine asla imkân vermez.” Nisa: 141)
● Eğer mümin olsalardı Allah Teâlâ onları bu hor ve hakir durumda bırakmazdı.
Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu ayetidir:
“Allah müminleri içinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir.” (Âli İmran: 189).
● Eğer mümin olsalardı Allah Teâlâ her durumda onlarla beraber olurdu.

Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu ayetidir:
“Muhakkak ki Allah müminlerle beraberdir.” (Enfal:19).
● Fakat onlar Müslümanlık aşamasında kaldılar, müminlik aşamasına yükselemediler. Allah Teala buyuruyor ki:
“Onların çoğu mümin değildirler.”
● O halde müminler kimlerdir?
Buna da Kur’an-ı Kerim şöyle cevap veriyor:

Onlar: “Günahlarından uzaklaşan tövbekârlar,
ibadetlerine devam eden âbidler, Allah’a hamd edenler, lezzetlerden uzaklaşarak oruç tutan zahitler, rükû ve secdeleriyle Rablerine boyun eğenler, iyiliği emredip, kötülüğü engelleyenler
ve Allah’ın belirlediği sınırları aşmayanlardır.” (Tevbe 112)

Yani Allah Teâlâ zaferi galibiyeti, hâkimiyeti ve yüksek bir durumda bulunmayı müminlere vaat etmiştir, Müslümanlara değil.

Bu yazıyı Müslüman ile Mümin arasındaki farkı mukayese etmeniz için sizinle Paylaşmak istedim..

Yine Mısırlı meşhur alim Şaravi anlatıyor;

İslami bilgisi zayıf ve dini yanlış yorumlayan geçlerden biriyle tartışıyordum. Sordum;
-İslam ülkelerinden birinde bir gece kulübünü havaya uçurmak, helal mi yoksa haram mı?
Genç;
-Elbetteki helal, onları öldürmek caizdir.
Şaravi;
-Onlar Allah’a karşı günah işlerken siz onları öldürürseniz, cennete mi yoksa cehenneme mi daha yakın olurlar?
-Tabiki cehenneme…
-Peki, şeytan onları nereye götürmek istiyor?
-Tabiki cehenneme.
-Öyleyse siz şeytanla aynı hedefi paylaşıyorsunuz. Onun da amacı insanları cehenneme sokmak!
Şaravi o gence şu hadisi hatırlatır:
Bir Yahudi cenazesi geçerken Resûlullah(sav) ağlamaya başlar. Derler ki;
– Seni ağlatan nedir, Yâ Resûlallah?
Der ki;
-Fırsatı kaçırdı, ateşe gidiyor.
Şaravi gence son olarak şöyle der:
İnsanların hidayeti ve ateşten kurtulmaları için koşan Resûlullah(sav) ile aranızdaki farkı iyi düşünün.
Siz bir vadide, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) farklı bir vadide!..

*

*

*

Soru; Başta geçen Müsteşrik’in Anlamı nedir?

El Cevap; Doğulu milletlerin tarih, din, dil, edebiyat ve kültürlerini araştırıp inceleyen Batılı bilginler. Şarkiyatçı, oryantalist, doğubilimci kelimeleri de aynı anlamda kullanılır. İngiltere müsteşrik devletlerin başını çeker. Müslümanların zayıf noktalarını tespit ederek, yetiştirdikleri ajanlar sayesinde İslam toplumlarını dinen ve ahlaken çökertip birbirine düşürmeye çalışan gizli bir guruptur. Bunların içerisinde çok yüksek islam bilgisine sahip kişiler de mevcuttur..

 

Bismillah “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”(Saff, 61/8)

Bir Annenin Çocuğuna Bedduası Nelere Sebep Oldu

BİR ANNENİN ÇOCUĞUNA BEDDUASI

 

Günlerden bir gün evimin temizliğini yaparken küçücük çocuğum geldi camdan yapılan şaheser bir parçayı düşürerek kırdı. Öyle sinirlendim ki hiçte o kadar sinirlenmemiştim çünkü o benim en sevdiğim annemin değerli hediyesiydi. Gözüm gibi bakardım.

O anda sinirden ağzımdan (Rabbim üzerine duvar yıksın da kemiklerin kırılsın) deyiverdim.
Aradan uzun zaman geçti o bedduayı unuttum göğe çıkıp da melekler amin dediğini bilmiyordum.
O küçücük çocuğum büyüdü kardeşleri ile beraber ve o benim en sevdiğim çocuğumdu üstüne çok titrerdim rüzgarın esintisinde bile korkardım ona ve o bana en çok iyilik yapandı kardeşlerinin içinde okudu, memur oldu ve ona gelin aramaya koyuldum. Babasının eski bir evi var onu yıkıp da yeni bir ev yapmak istiyordu. Oğlum babası ile beraber o eski eve gittiler o anda işçilerde yıkma hazırlığında imişler o iş ortamında oğlum babasında uzaklaşır işçilerde onun orda olduğunu fark etmezler ve duvar üstüne düşer. Bağırır bağırmaz sesi kesilir herkes onu enkazın altından çıkartmaya çalışırlar ama o cam gibi ezilmiştir, kimse yardım edemiyordur ambulans gelene kadar. Hastaneye zorlukla götürürler.


Eşim beni arayıp haberi verdiğinde gözümün önünde o beddua ettiğim gün canlanıverdi. Bayılana kadar ağlamışım kendimi hastanede buldum. Oğlumu görmek istediğimi söyledim. Gördüm onu ama keşke görmez olaydım. Sanki bedduam tutmuştu, çünkü ebeveynlerin bedduası kabul olunurdu.


O anlarda kalp cihazı durdu son nefeslerini vermeye başladı. Var sesimle bağırdım haykırdım ağladım, keşke hayata dönse bütün eşyalarımı kırsa onu kaybetmesem. Keşke dilim kopsaydı da o bedduayı söylemeseydim keşke…keşke. demekle olmuyordu.


Siz ebeveynlere sesleniyorum, çocuğunuza kızdığınızda beddua etmeyin lütfen Allah mühlet verir ihmal etmez, kabul eder duayı da bedduayı da.


AĞZINIZI GÜZEL DUALARLA ALIŞTIRIN…