Kıtlık ve İnsan Hikayesi Oku

Kıtlık ve İnsan

 

 

Bir yıl Şam’da öyle bir kıtlık oldu ki, insanlar adeta doğduklarına pişman oldular. Ağaçların yaprakları dökülmüş, çıplak fakirlere dönmüştü. Pazusu kuvvetli babayiğitler güçten kesilmişti. Dağlarda yeşillik, bağlarda yaş toprak kalmamıştı. Çekirgeler bostanları, insanlar da çekirgeleri yiyordu.
O günlerde dostlarımdan biri bana uğradı. O da bir deri bir kemik kalmıştı. Halbuki hali vakti yerinde, zengin biriydi. Halini görünce hayretle sordum:
– Sevgili dostum, ne oldu sana böyle? Halin felaket görünüyor.
Dostum öfkeyle çıkıştı:

– Halimin sebebini bilmiyorsan yazık sana! Eğer biliyorsan niçin soruyorsun? Görmüyor musun ne büyük bir felaketle karşı karşıyayız! Ne bir damla yağmur yağıyor, ne dualar kabul oluyor!
Cevap olarak dedim ki:


– Biliyorum ama senin kıtlıktan korkmana sebep yok ki. Zehir ancak panzehir yoksa adam öldürür. Senin her şeyin var. Başkaları yokluktan harap olsa da sana dokunmaz ki! Dünyayı sel götürse, suda yüzen kaz ne zarar görür?
Bir alim olan dostum, beni şöyle bir süzdü ve dedi ki:


– Dostum! İnsan sahilde olsa bile, dostları denizde boğulurken rahat edebilir mi? Benim benzim yoksulluktan sararmadı. Onu sarartan yoksul insanların kaygısıdır. Akıllı kişi ne kendi bedeninde yara görmek ister, ne de başkasının bedeninde. Allah’a şükür, kendimde yara yok. Fakat başkasında bir yara görünce vücudum titriyor. Hastanın yanındaki sağlam insan rahat olabilir mi? Zavallı fakirlerin bir şey yemediğini gördüğüm zaman, yediğim her lokma zehir oluyor. Dostları zindanda bulunan kimse, gülistanda gönül eğlendirebilir mi?


Bu cevap karşısında sözlerimden utandım ve sustum.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply