Allaha Verdiğin Sözde Dur Hikayesi Oku

Allah’a Verdiğin Sözde Dur!

Mısır’lı Ahmed Kalyûbî’nin menâkıbından ibret dolu, faydalı ve üzerinde düşünmeye değer bir menkıbe:

“Biricik yavrusu ölüm yatağında olan anne, ellerini açıp adakta bulunarak dedi ki: ‘Rabbim, oğlumu kurtar bu hastalıktan… Onun yerine ben hazırım bu dünyayı terk etmeye… Sana söz veriyorum.’

Yavru kısa zamanda iyi oldu. Anne ise adağını yani verdiği sözü yerine getirmek zorunda olduğunu unuttu. Nihayet ona rüyasında hatırlattılar: ‘Allâh’a verdiğin sözünde dur, adağını yerine getir. Bak oğlun iyi oldu; terk et bu dünyayı…’

Sabah düşünmeye başlayan anne, kendince dünyayı terk etmenin şeklini de buldu. Oğluyla birlikte mezarlığa gittiler… Yıkık bir kabre giren anne, oğluna, üzerini tahta ile kapatmasını, böylece dünyayı terk etmiş olacağını… Akşam da gelip, tahtaları alarak kendisini buradan çıkarmasını söyledi. Aynen tatbik ettiler. Kadın mezarda yalnız başına beklerken, yanı başında bir pencere açıldı. İlerisinde bir bahçe, bahçenin ortasında bir havuz, yanında da iki kadın var. Ancak kadının birinin başında bir kuş, kanatlarını gerip ona gölge yaparken, ötekinin başındaki kuş da durmadan kadının başına vurup gagalıyordu. Merak edip birincisine sordu:

— Hanımefendi, bu kuş neden başının üstünde kanatlarıyla sana gölge yapıyor? Şöyle cevap verdi mutlu kadın:

— Ben beyimle çok iyi geçindim. Ölümümde de, beyim benden memnun olarak ayrıldım. Onun benden memnun oluşu, bana bu iyiliği kazandırdı. Bu kuş, beyimin duâsıyla gelip, başımın üzerinde kanatlarıyla hep beni gölgelendirir.

İkinci hanıma da sordu:

— Bu kuş neden gagasıyla vurarak sana azap ediyor?

O da şöyle sızlandı:

— Beyim çok iyi biriydi… Ama ben hep huysuzluk eder, dilimle onu gagalardım. Şimdi de bu kuş, onun karşılığı olarak benim başımı gagalıyor, bana böyle azap ediyor.

Kadın bundan sonra ricasını şöyle ifade eder:

— Ne olur, sen bu kabirden çıkıp dünyaya döndüğünde, beyimi gör de, bana olan hakkını helâl etsin. Yoksa ben, hep böyle azap göreceğim.

… Bundan sonra mezarın başında takırtılar olur. Kadının oğlu gelmiş üzerindeki tahtaları kaldırmaktadır. Annesini mezardan çıkarır. Kadının ilk işi, azap gören kadının kocasına koşmak olur. Gördüklerini bir bir anlatır ve hanımına hakkını helâl etmesini ister. Adam,

— Gerçi başımın etini yiyişini hâlâ unutamadım; kendisinden çok çektim, ama yine de hakkımı helâl ediyorum, der.

O gece kadını rüyasında görür bu hanım… Ellerini açmış, bahçedeki havuzun başında ona,

— Allah senden râzı olsun, diyerek duâ eder ve şu açıklamayı yapar: Beyim bana hakkını helâl ettiği andan itibaren, başımdaki kuş gagalamayı bıraktı; kanatlarını açarak beni gölgelemeye başladı.”

Görüldüğü üzere menkıbede, âileler için çok güzel, faydalı ve hayırlı mesajlar var. Dünyada kim ötekini haksız yere huzursuz ederse, âhirette de öbürü sıkıntıya düşüyor. Öyle ise, güzel, güzel anlaşıp geçinmek varken, dırdırlarla birbirine işkence yapmak niye? Değer mi üç günlük geçici dünya hayatında?

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply